Çocuğunuzun dadısıyla tatile çıktınız. Dadının canı denize girmek isterse ne yaparsınız? Bir köşe yazarı dadıların bu tür ‘aşırı’ isteklerini yazdı ve “Onun kafasını tüpsüz suya gömerim” dedi. Geçen haftanın en popüler polemiğinde bu kez sözü dadılara verdik. Meğer bu yazardan daha beter işverenler de varmış!
Özkan Güven
ozkguven@gmail.com
Hürriyet gazetesinde yazan Sibel Arna geçen hafta eşi, 9 aylık bebeği ve dadısıyla çıktığı Mavi Yolculuk’un notlarını geçti ve nurtopu gibi bir polemik konumuz daha oldu. Arna, yazısında dadısı Hanife Hanımın bebeğine normal şartlar altında iyi baktığını ama deniz üstündeyken sınıfta kaldığını belirtiyordu. Karnedeki kırıklara sebep biraz da dadının denize girmek isteyişiydi. Ama en vurucu kısmı sona saklamıştı. Arkadaşının dadısının dalış kursu almak istemesine şöyle isyan ediyordu: “Neymiş su altında nasıl nefes alınıyor çok merak ediyormuş. Büyük konuşmayayım ama ben o kadının kafasını dalış tüpü olmadan suya gömerim!” Arna’nın bu yazısını bazıları faşizanca buldu, bazıları ona hak verdi. Biz ise dadıları bulup onlara kulak verelim dedik. Ne şartlarda çalışıyorlar, neler yaşıyorlar, ‘malum yazı’ hakkında ne düşünüyorlar?
HİÇBİR YASAL HAKLARI YOK
Türkiye’de 2 milyon kişi dadılık yaparak geçimini sağlıyor. Bu rakamı Damla İnsan Kaynakları Genel Koordinatörü Vural Şeker veriyor. Şeker, 10 yıldır bu sektörün içinde. Evlere dadı, hasta bakıcı temin eden 16 şirketin oluşturduğu İstanbul Özel İstihdam Derneği’nin de başkanlığını yapıyor. Dadıların 4857 İş Yasası’na göre hiçbir hakka sahip olmadığını söyleyen Şeker Türkiye’de bu mesleğin pek de bilinmediğini anlatıyor: “Dadılık sanıldığından daha ciddi bir iştir. Canınızı, mutluluğunuzun kaynağı olan bebeğinizi birine emanet ediyorsunuz. Ancak Türkiye’deki dadılar bebeğin dışında her türlü işte çalıştırılıyor. O evin temizliğinden, yemeğinden sorumlu oluyorlar.”
Şeker, dadıların haklarıyla ilgili de şunları söylüyor: “Bir odasının olması kadar Mavi Yolculuk’a çıktıklarında denize de girmek isteyebilirler. Çoğu müşterimiz bizden eleman alırken yaz tatillerinde kendileriyle birlikte gelebilecek insanlar talep ediyor. Ehliyeti olup olmadığını soruyor. Ben Sibel Arna’nın yazısını çok sert ve vicdan duygusundan yoksun buldum. Bebeğinizi emanet ettiğiniz insanın denize girmesini, güneşlenmesini çok görmemek lazım.”
Bizi insan yerine koymuyorlar
HEM İngiltere’de hem de Türkiye’de dadılık yapan bir profesyonel, 30 yaşındaki Selda Çöklü. Altı yıldır bu sektörde. Çocukların hem fiziksel hem mental gelişimiyle ilgili eğitim almaya devam ediyor. Çocuğa kimin baktığının değil nasıl bakıldığının önemli olduğunu düşünüyor Çöklü. Türkiye’deki ailelerin çocuğun sadece fiziksel gelişimiyle ilgilendiğini, zihinsel gelişimini ıskaladığını anlatıyor. “Bizler çocukların rol modeliyiz. Anne veya baba evden ayrıldıktan sonra o çocuklar bizim aynamız olur. Bu anlamda bizim kim olduğumuz da önemlidir. Böyle bir iş yapıyorsunuz ama bazıları sizi insan yerine koymuyor işte. ‘Kaldığımız odada TV olabilir mi?’ dediğimiz için eleştiriliyoruz, tatile çıkıldığında denize girmek isteyişimiz bir yazının konusu olabiliyor. Köle değiliz ki. Aslında her şey ince düşünmekten geçiyor. Önce teşekkür etmesini öğrendikten sonra birçok sorunu çözecek bir toplumuz çünkü teşekkür etmesini bilmiyoruz.”
Aç kaldığım zamanlar bile oldu
GÜNAY Özhan dört yıldır dadılık yapıyor. Bazı evlerde ikinci sınıf insan muamelesi gödüklerinden yakınıyor: “Dadılık birçok işten daha zordur. Buna rağmen ‘Sana para veriyorum ve her işimi yapmak zorundasın’ gibi bir mesaj veriliyor. Salonu kullanamıyorsunuz çünkü kilitleniyor. Özellikle ekonomik durumu iyi olan insanlar size kiler gibi bir yer veriyor, orada yatıyorsunuz. İçtiğiniz bir bardak çayın bile hesabının sorulduğu evler oluyor. Aç kaldığım zamanlar bile oldu benim. Bunlar önemli değil, önemli olan verilen his aslında. O evde, onlardan olmadığınızı hissettiriyorlar. İlişkilerinde duvar örüyorlar. Eve geldiklerinde önce çocuğun bir yerinde sıyrık, yara var mı, yok mu onu kontrol ediyorlar.”
Konu dönüp dolaşıyor ve Arna’nın olay yaratan yazısına geliyor: “O teknede olsaydım ben de denize girmek istediğimi söylerdim. Bebeğin karnı toksa, uyuyorsa neden olmasın ki? Bir yarım saat nefes alsam ne olur. Aile ile daha büyük bir bağ kurmaz mıyım?”
Etiketler: Damla İnsan Kaynakları, hasta bakıcı, hemşire, İstanbul Özel İstihdam Derneği, Selda Çöklü, sibel arna, vural şeker